sıkılmıştım ben de biraz hep aynı yerde durmaktan yanında olmak varken hep arkanda koşmaktan beni bu kentte tutan boğazı değil, geçmişimdir sen nasıl gidiyorsun, hep merak etmişimdir.
yarın sabah geri gelmeyecek misin ben mi kalkayım yoksa çayı sen demleyecek misin madem öyle lafı uzatmaya gerek yok ben mi öleyim yoksa ateş edecek misin?
rahatsız ediyorum ama, çiçeğe su verdin mi evet bunun için aradım, başka ne olabilir ki. ha bir de, yola çıktığın zaman hangi köprüyü seçtin tam beş saat olmuş izmit’i yeni mi geçtin
yarın sabah geri gelmeyecek misin ben mi kalkayım yoksa çayı sen demleyecek misin madem öyle lafı uzatmaya gerek yok ben mi öleyim yoksa ateş edecek misin?
Anonymous asked: why are you sad?
am I?
Oct 23
Sonunda vardık.
Plan yapsam kesin ertelerdim,engeller çıkartırdım.Ama Hazal ve Çok Gezenler Kulübü olunca kaçmaz dedim.
Beyrut havaalanında başladı hikaye.
Hazal,Eril,Kerimcan,Özge ve Aysu ile beraberim.Henüz tanıştık sayılacak kadar yeniyiz ama frekanslarımızı birbirimize göre ayarlamışız belli ki.
Taksiciler fena kurnaz.Pazarlıklarını bozuk İngilizceleri ve gereksiz esprileriyle kendi istedikleri fiyatta anlaşıncaya kadar devam ettiriyorlar.
Biz Kerimcan’a güvendik ilk adımımızda,hem Beyrut tecrübesi var hem de 5kadının yanında tek erkek.
Atladık taksiye fakat o da ne!? Bizim taksinin şoför koltuğunda 2kişi oturmakta.Kapı da yarım açık yola çıkılmakta.Radyoda da son ses Arapça şarkılar.
Eril’e döndüm; ‘bir festival filmi çıkar bu geziden.’ dedim.
Kaligrafik olarak aşığım diye Arapça’ya, her yer bana sanat eseri adeta.
Anlamadığım için olsa gerek büyük ihtimalle ‘kelliğe çözüm’ tabelasına bile hayran hayran bakmakta bendeniz türist Dilan.
İlk gece biraz turladık,şehre merhaba dedik.Bizim otelin bölgesi Hamra.Güzel ve merkezi.Üniversite olduğundan bizlere uygun yerler mevcut.
Ayaküstü yemekle açılış yaptık.Bizim Bambi gibi birkaç yer yanyana,anlaşamazsan korkma;illa ki biri Türkçe konuşmakta.
Hellimli dürüm mü yersin,orjinaline yakın hot dog mu sen karar ver.
Derken ilk geceden mahalle barımızı bulmuş olduk Kerimcan önderliğinde.
Oscar Wilde Bar!
Müzik ise senin lise benim ortaokul yıllarından karışık kasetlerimiz gibi.
Birkaç shot, bir Almaza bira ve merhaba Beyrut, biz geldik kuzum!
Ertesi gün kilise çanıyla uyanmak.
Bu sabah nerde uyandım kimbilir sorgulaması yaşamak.
Oda arkadaşım Eril’le sabahın ilk diyalogu yağmur durar mı üzerineydi.
2 gün boyunca durmadı da.
Bu yağmurda nereye gidilir ki.Karşıdan karşıya geçerken sele kapılabilirsin mazallah.
Hele ki yağmur çizmelerin yoksa eyvahlar olsun sana.
Bir de benim gibi ispanyol paça jean giy altına, ıslanmak ne güzel(!) yağmur altında.
Sabah kahvesi sonrası ilk alınan şey elbette şemsiye.
Hamra’da yağmurun durmasını beklediğimiz yer Starbucks.Kahvaltımsı atıştırmalıkları bile acılı,soslu,bölgeye uygun.Arge iyi çalışmış diyebiliriz.
Birkaç dükkan görüyorum,şemsiyemin altına saklanıp dolanayım bari diyorum.
Bir kitapçı,hemen birkaç keşif gerekli.
Sanat kitapları rafında kayboluyorum.
Yok öyle hepsi etkileyici değil ama diğer yandan çok boş da değil.
hallelujah:
Beirut Art Center’daymış meğer etkileyici kitaplar.
-Life Is Like That
-What Happened To My Dreams ( Fouad Elkoury )
-Burning In The Past Tense ( Suhail Shadoud )
Derken bu yağmur durmaz,anlıyoruz.Atlıyoruz taksiye Saifi Village keşfine.
Aysu butiklerle,Özge yemeklerle,Eril mimariyle,Hazal şehir hayatıyla uğraşırken ben spontane keşif derdinde.Önüme çıkan bir binanın ne olduğunu bilmeden etkilenmek istiyorum.
Savaşta yıkılan bir sinema var mesela,gördüğünde koca bir böcek gibi.Yaşlı ve ters dönmüş böcek gibi.Bakışıyoruz.
Sola dönüyorum otoparkın arkasında yükselen bir kilise.Şehrin en temiz duvarına sahip üstelik.Kurşun deliği yok,bomba yıkıntısı yok.
Saat 2.15de başladığımız noktada buluşup,çay-kahve molası veriyoruz.
İlla ki Balina olmalı dediğim asıl adı Balima olan cafede Amy Winehouse stencili karşılıyor bizi.
Kahve içiyorsan ginger kahve iç,zınk diye gelirsin kendine.
Çay ise tercihin arabesk kültür her zaman her yerde; alişan çayı fincanında.
Lübnan Livre’sini bilir misin? 1.5 Livre 1 Dolarmış yaklaşık.Kerimcan ve Eril öyle diyorlar.Ben bir türlü anlamıyorum.Alışmış aklım sterlin ve TL hesabına.Tavuk takası hesabına tutuluyorum.
hallelujah:
-Kesin bilgi 1.5 Livre=1 dolar .Sen Lübnan’a varmadan dolara çevir ayırdığın bütçeyi.
-10 dolardan fazla verme taksiye,pazarlık yap ayrıca.
-Trafik zaman kaybına yol açabilir,yürüyüş yapmak sağlıklı ayrıca.
Nereyi en çok sevdin dersen Gemmayzeh derim elbette.Londra’nın Old Street’i gibi.
Barlar,cafeler yanyana.Vintage shoplar da ekstra.
Leila Kaawe var,nargile seversin belki diye.Sevmiyorsan jellab içmeye.
Güzel Arapça şarkılar eşliğinde,jellabın önünde; dekoru ve tasarımıyla en güzel cafe.
1975’te başlamış 1991’e kadar sürmüş iç savaş.Arada da hortlamış silahlar,bombalar,saldırılar.Sokaklara daldıkça yağan yağmurun tuzlu oluşundan anlıyoruz şehrin hala ağladığını.Bütün duvarlarda bir anı.bir acı.
Duvarlar delik deşik,kepenkler bile delik.Yenilenmemiş.Yenilenmesin zaten.Araya dikilmeye çalışan gökdelenler de olmasın hem.Konuşan duvarlarına,panjurlu Akdeniz evlerine saygısızlık ediyor Beyrut’un batılaşmaya çalışan mimarisi.
hallelujah:
-Savaştan kalma Holiday Inn otelini gördüğünde dua et.
-Mermi izleri taşıyan duvarlarına dokun,konuş,acısını paylaş.
Arapça biraz sert bir dil olsa da insanların iyi niyeti yumuşatıyor fonetik kuralları.Çok iyi niyetliler,şaşırma.Bir soru sorarsan,işini gücünü bırakır sen o sorunun cevabını bulana dek ilgilenirler seninle.Bir de iltifat ediyorlar,sakın yanlış anlama.
hallelujah:
-Erkeklerle gözgöze gelirsen davet ettiğin,ilgilendiğin anlamına geliyor.Aman gözünü seveyim iş çıkarma başımıza.
Arapça kelime telafuz edeceksen bol bol gülecekler sana,hazır ol.Zoruna gitmesin sakın,Akdeniz insanında kötülük olmaz.
Gemmayzeh’de kalmıştık en son.
Torrino Express seversin bence.Bir uğra,barda otur.Söylenen şarkılara eşlik et.
Beyrut gençliğiyle kaynaş.
Acıkırsan Gouraud Caddesi’nde takılmaya devam et.İtalyan bir pizzacı var mesela.Adresi aşağıda.
Yemek sonrası canlı müzik yapan barlar hemen yanıbaşında.
Hiç düşünme,gir içeri.
Hayatın boyunca duyabileceğin en içten Rage Against The Machine-Killing In The Name coverına eşlik et.Bilmiyorsan abi bana bir poğaça dersin,memleketindekilere selam çakarsın.
Ardından Beyrutlu alternatif rock grubundan Smack My Bitch Up dinleyebilirsin.
Şaşırma.
Bir güne sığar bunlar, hiç meraklanma.
Ertesi gün yağmurdan önce uyan,mahallende yürüyüş yap.Duvarları incele,duvar sanatlarıyla tanı Beyrutluları.Kocaman hurmaları var,tadına bakmadan dönme sakın.
Sanat günü ilan et,galerileri dolaş.Mevcut sergileri öğrenmek için Time Out Beirut almayı unutma.
Taksiye atla,ilk durak Beirut Art Center.
hallelujah:
-Beyrut’u bir taksiciden dinlemek için tıkla http://vimeo.com/27051162
Sanat merkezi denildiğinde akan sular durmalı bu dünyada.Ama popüler kültür tuzağındaysan dikkat et,yanlış kollardasın.
Kült kitaplar,müzisyenler keşfetmek için dükkan bölümüne geç.
Sergiyi inceleyeceksen (o anda hangi sergi mevcutsa tabi) çok heveslenme büyük umutlarla.
Savaş izleri taşıyan işler vasatın üstünde.
Minimal çalışmalara denk gelirsen şanslısın demektir.
Ama asıl aradığın sokaklarda.duvarlarda.
Benden söylemesi.
Hava açtığı anda,koşuverdim sokaklara.Pigeon Rocks görmeli,WOW BEYROCK denmeli.
Corniche yürüyüşünü yapmalısın.İnsanlarla kaynaşmalı,halkı daha yakından tanımalısın.
hallelujah:
-acıkırsan Casablanca’ya uğra,rezervasyonun yoksa şansını zorla.başarırsan bardak altılığı ve kibritlerinden at çantana.
-güneşi yakala,bisiklet kirala.
-5 dolara Pigeon Rocks önünde polaroid çektirmeyi unutma.